Kamp

“abicim vino diyorum, vino!”

Kıçımı tramvaydan kurtarmış, huzur dolmuştum ama hala Po ovasındaydım. Venedik’in kenar mahallelerinden, kaybedenlerin, fakirlerin, işçilerin, göçmenlerin arasından geçerek yine Garmin’in benim için seçtiği herhangi bir yola girdim. Nasıl olsa bu bölümde istesem de yokuş bulamazdım ve Garmin’in benim için yapabileceği fazla bir sürpriz yoktu. Pazar günü olduğu için açık market bulamayacağımı biliyordum zaten de, en azından su alacak, belki bir… devamını oku
Kamp, Rota

Gavat Rick!

Yağmur altında kampı kurduktan hemen sonra yağmur dinmişti. Saat daha erkendi ve nehir gayet çekici görünüyordu. Normalde dere, göl falan gibi sulara girmeyi sevmem ama bir “yeminimi bozdum hulen” diyen Cüneyt Arkın edasıyla atıverdim kendimi sulara. Birkaç kez kendimi sulara bıraktıktan sonra, standart yemeğimiz olan makarnayı  da yaptım ve dünden tatmin olamamış metal müzik gazımı almak için müzik eşliğinde uyuya… devamını oku
Kızsal Mazeretler

Yağmur, Metal ve Diğer Şeyler…

Garmin’in yoğun ısrarlarıyla Ljubljana’yı da gezdikten sonra Metal kampa yetişmek için Tolmin’e doğru pedallamaya başladım. Köyler, kasabalar ve şehirler geçiyordum ama bisiklet yolları bitmek bilmiyordu. Ve teyzeler de beni sollamaya devam ediyordu. Yol üzerinde Kamn’in özellikle görmemi söylediği Skofja Loka’ya uğrayıp, taş döşeli yollarda biraz dolaşıp, suyumu da yenileyip tekrar yola koyuldum. Yollar ve manzaralar müthişti. Slovenya cidden güzel memleket.… devamını oku
Doğa

Ağlamıyorum, gözüme bişiy kaçtı…

Sonunda Slovenya’ya girebilmiş olmanın rahatlığı ile otobandaki ilk sapağa kadar bisikleti ittim ve ilk sapaktan saptım. Net bir hedefim olmadığı için, haritada görünen ilk yerleşime doğru devam ettim. Slovenya’daki yollar daha bir muhteşemdi. Bisikletini alan sokağa çıkmış, herkes Sagan gibi yardırıyordu. Slovenya’ya girdiğim andan itibaren bisiklet kullanımı baya arttı. Teyzeler dayılar beni sollayıp geçiyorlar, adamın morali bozuluyor. Beni her geçen teyze… devamını oku
Doğa

“Ablacım sürmüyorum, itiyorum”

Zagreb’e ulaştığımda internet bulup, evinde kalacağım arkadaşa mesaj yazmak için bir kafeye girdim. Kafedeki fiyatlar, Avrupaya hoş geldiniz! diyordu. Birayı ilk kez bu kadar pahalı görüyordum. En ucuz ne gördüysem onu söyledim, mesajı attım ve vücudun en temel besin ihtiyacı olan birayı daha ucuz bulabileceğim bir yer bulup oradan devam ettim hayatıma. Arkadaştan cevap geldi, barda abisi ve arkadaşı ile… devamını oku
Doğa

Velkam tu di yurop!

Otelde uyumak güzel ağa. İstediğin zaman git duşunu al, çamaşır yıka, kahvaltı de hemen önüne gelsin. Bazen gerekiyor böyle şeyler. Çantaları toplayıp aşağı indim ve nerede benim lanet olası kahvaltım diye bağırdım fjsj Yok lan, ne bağırıcam Amerikalı gibi. Oturdum bi köşede sessizce, garson gelene kadar elimi bile kaldırmadım djdh Velhasıl, her otel kafası yaşadığımda omlet yiyorum, bugün başka bir… devamını oku
Doğa

“Kardeş ne parası ya?”

Sonra işte (bayılıyorum yazıya böyle girmeye) erkenden yatıp, erkenden kalktım ve havanın hala yağmurlu olduğunu gördüm ama durmak istemedim. Hava fazla soğuktu ama benim de iman dolu göğsüm gibi inadım vardı ve tamam, otel pahalıydı olm ya xnsjak Hazırlandım, sabah kahvemi içtim ve Sarayevo’ya giderken geçtiğim yollardan yine geçtiğimi fark edip, Garmin’e bir tatlı küfür daha ettim. Yolun bundan sonrasında… devamını oku
Doğa

Yağmurla gelen darbeyle gitsin…

Efendim selamlar! Not: Bilgisayar bozulduğu için bu yazıyı telefondan yazdım ve fotoğrafları düzenleyemediğim için fotoğraf ekleyemiyorum. Mümkün oldukça Instagram‘da paylaşmaya çalışıyorum lütfen Ricoh Theta 360° ile çektiğim fotoğraflara göz atın bi zahmet. 360° eklentisi yüklendiğinde de  360° fotoğraflar geliyor olacak.  Kamp yaptığım yer ve manzara o kadar güzeldi ki, acaba bir gün daha kalsam mı diye düşündüm uzunca süre. Restoranın nehir kıyısına inen… devamını oku
Doğa

Bosna’nın Kafatasçıları, Mostar ve Neretva…

Efendim selamlar! Tjentişte’nin muhteşemliğinden sonra, tekrar vurdum kendimi yollara. Yolun profiline baktığımda, genel olarak iniş gösteriyordu, ki baktığımda yol gerçekten iniş gibi görünüyordu. Aklımda kendimi yokuştan salan Cem hayalleri vardı. Bütün rahatlığımı bunun üzerine kurmuştum ama bisikleti ne kadar salarsam salayım gitmiyordu. Bu zamana kadar hiç varlığını hissettirmeyen benim gizli düşmanım “kafa rüzgarı” da gelmiş, pis pis sırıtarak “şimdi sktim!”… devamını oku
Doğa

Karadağ’dan Bosna’ya

Nikşiç’e gelirken nasıl indiysem, çıkarken de aynı şekilde çıkmam gerekiyordu. Kaderin cilvesi, bir Karadağ standardı. Burası Karadağ bebeğim, burada ne kadar iniyorsan, ondan daha fazlasını çıkman gerekir. Ve yine allahsızca çıkmaya başladım. Yakınlarında suyu olan bir kamp yeri bulana kadar devam etme niyetindeydim. Nikşiç’ten çıkarken suyu fullemiştim ama tırmanışa başladığım andan itibaren normal olarak sürekli tükeniyordu ve hiç çeşme yoktu.… devamını oku