Korku.

Tura çıkmadan önce başlayan “tek başına korkmayacak mısın?” dalgası, turdayken “tek başına korkmuyor musun?” ve turdan sonra “tek başına korkmadın mı?” olarak evrildi. Türkçe’nin miş’li geçmiş zaman dışındaki tüm zamanlarından duydum bu soruyu. Korkmadım mı? Bazen korktum, bazen korkudan nefes bile alamadım, bazense hiç korkmadım. Ancak temel olarak doğadayken korkmak lazım. Doğa acımasızdır, bir anda kaydırır ayağını yerden, ne olduğunu anlamazsın. Her zaman temkinli olmak lazım ama şunu da unutmamak lazım ki, bir metropolde yürürken ne kadar güvendeyseniz, doğada binlerce kat daha güvendesiniz. Şehirlerde korkmanız lazım aslında. Kaçınız bir şehir merkezinde, evlerinin kilitli kapıları ardında olmadan gönül rahatlığıyla uyuyabilir?

Paranoya yaptığım, korktuğum, üçbuçuk attığım geceler oldu, yanımdan hızlıca geçen araç sebebiyle kıçımdan nefes aldığım da oldu, ışıkları olmayan, zifiri karanlık ve çok uzun bir tünelin içinden geçerken farımın bataryasının bittiği ve zifiri karanlık içinde, telefon ışığıyla tüneli bitirmeye çalıştığım da oldu. Ama bunların hiçbiri beni gerçek anlamda korkutup, hayallerim için çıktığım yoldan alıkoymadı. Çünkü ben kutsandım. Birkaç kere kutsandım sjfsç Okunmuş bir adamım.

En büyük paranoya gecem, muhtemelen Avusturya’da nehrin içinde oluşmuş yarım adacıklarda, sağım solum sudan sadece 30-40 cm yukarıda olan bir yerde kamp yaparken olmuştu. Kampı kurup, yemeğimi yemiş, bir sigara tellendirip dünden kalan yarım şişe şarabımı yudumlarken aslında keyfim oldukça yerindeydi. Ne zaman akşam olmaya başladı ve yatma saati geldi, işte o zaman paranoya başladı: ya gece sular yükselirse? sjfjs Su hemen yarım metre ötemdeydi ve dediğim gibi toprağın yüksekliği yarım metre bile yoktu. Hemen toprağı ve ağaçları incelemeye başladım. Eğer sular yükseliyor olsaydı, mutlaka ağaçların köklerinde izler olurdu. Herhangi bir iz göremesem de içim rahat değildi tabi. O paranoya haliyle uykuya geçtim ve gece boyunca 72363261 kere çadırımın sular içinde kaldığını gördüğüm kabuslarla uyandım. Ortam nefisti falan ama kuşların, kurbağaların sesi ve bu yaşadığım paranoya tüm geceyi kabusa çevirmişti. Sürekli uyanıp, çadırın zemininde bir ıslaklık var mı diye kontrol ediyordum dsjhfç Sabah uyandığımda kuruydum.

İtalya’da, Garda gölünün kenarında nefis birkaç gün geçirdikten sonra, tekrar dağlara tırmanmaya başlamıştım. Garda gölünün kenarında 3 gün boyunca çeşitli yerlerde kamp yapmıştım ve toplamda kamp sürem 1 haftayı geçmiş ve dolayısıyla tüm eşyalarım kirlenmişti. Yokuşu tırmanırken, bir yürüyüş yolunun kenarında genişçe bir yalak ve yanında bir piknik masası görünce hemen oraya saptım. Su var, masa var, düzlük, daha ne olsun. Hemen bir yandan yemekleri yapmaya, bir yandan da geniş yalakta eşyaları yıkamaya başladım. Yürüyüş yapanlar gelip, geçiyor, selam verip gidiyorlardı. Genç bir eleman gelip, meraklı bakışlarla beni inceledikten sonra “dikkatli ol, büyük hayvanlar var” dedi. “Ayı mı?” dedim o kelimeyi söylemekten korkarak, YESS YESS dedi büyük bir heyecanla. Artık o gecenin paranoyası ayıydı. Piknik masasının oturağına uyku tulumumu çekip uyumaya, ayı gelirse de piknik masasının altına saklanmaya karar verdim. Çadırda kalırsam, kaçacak yerimin olmadığına kendimi ikna etmiştim. Oldukça romantik bir yaklaşım. Yemeğimi falan yedikten sonra, çöpleri olabildiğince uzağa bir ağaca bağladım. Yiyecek ne varsa ağızlarını iyice bağlayarak çantalara sıkıştırdım. Olası bir ayı saldırısı için önlemlerimi alıyordum ama ayı lan bu. Nasıl önlem alabilirsin ki sjfsç. Velhasıl, o gece her uyandığımda, karanlığın içinden kocaman bir ayının bana doğru geldiğini gördüm. Psikolojimi bozdu piç. Gece yağmur 4 gibi atıştırmaya başlayınca mecburen kalkıp çadırı kurdum ve korkmaya çadırımın içinde devam ettim. Sabah uyandığımda yağmur da yağmamış, ayı da gelmemişti.

Yine İtalya’da meşhur Koreli ile tanışmıştım. Yol boyunca sohbet ederken, gece kampına hiç yaban domuzu geldi mi diye sormuştu. İkimizin kampına da gelmemişti. O gece tur boyunca kamp yaptığım yerlerin en boktan sıralamasında ilk 5’e girebilecek bir yerde kamp yaptık. Orada domuz değil, dinazor bile çıkabilirdi yani. 10-15 metre ötemizde ölmüş bir ceylan ve biraz daha ötesinde çıkmaz yola bağlanan bir tünel vardı. Eğer bir korku filminde ilk ölmesi gereken salaklar olsaydık, film setinin en doğru sahnesindeydik. Velhasıl, yemeklerimizi yiyip, marketten aldığımız birer birayı içtikten sonra uyku moduna geçtik. Tahmin edebileceğiniz gibi, gece domuz sesine uyandım. Ödüm çıtlıyordu dsjkfds. Domuz, çadıra girmeyi zorlamaz falan ama domuz, domuzdur işte. Bir anda korkup koşmaya başlarsa önümde ne var diye bakmaz. Önünde bizim çadırlardan biri olursa o sıkıntı işte. Ses çıkarsam ürküp kaçacak, biliyorum ama kaçtığı yönde olma ihtimalimi sevmiyorum dsjfd. Bir saatten fazla bir süre çadırın yanında takıldı şerefsiz. Uzunca bir süre uyutmadı. Sesler kesilir gibi olduğunda uyuyacak oluyorum, tekrar sesler gelmeye başlıyor. İşin pis yanı, hemen çadırımın yanında. Fermuarı açsam selamınaleyküm deyip içeri girecek. Bir yandan tırsarak, bir yandan da açtığın şom ağzını s.keyim diye Koreliye söverek uyuyakaldım. Sabah kalktığımda domuz yoktu.

En büyük korkunçlu gecem, Slovakya’da oldu. Bir önceki gün kaldığım yerin etkisindeydim ve aynı güzellikte bir yer arıyordum. Elbette öyle bir yer bulamadım ve hava neredeyse kararmak üzereydi. Acilen bir yer bulmam gerektiğinden, yolun sol kolundan ormana giren ve girişinde koca bir “girilmez” işareti olan bariyerin olduğu yolu görünce, başka şansım olmadığından oraya girdim. Girer girmez, buranın yanlış bir tercih olduğuna emindim. Zira hiçbir şey olmasa da korkutucu bir yerdi. Yine yukarıda dediğim gibi, korku filmi çekmek için ideal bir yerdi. Bir yerlerden elinde baltayla Jason çıkıp gelebilir hissiyatı geliyordu bünyeme. Ayrıca Slovakya’dayım, burası Hostel filminin çekildiği yer. Böyle doğal ürkütücü bir yerde sadece filmde ilk ölecek gerizekalılar ve artık bir yerlere çadır kurmak zorunda olanlar kalabilirdi. Bariyeri geçtikten sonra toprak yola dönmüştü ama eğim olduğundan çadırı kurabilmek için biraz daha içerilere girmem gerekti. G.tüm ortamın kendisinden bile yusufladığından olabildiğince düz bir yerde, çadırımı anayola olabildiğince yakın bir şekilde toprak yola kurdum. Yemeğimi falan yapıyorum ama bir yandan da gözüm sürekli etrafı kesiyor. Slovakya’da bolca ayı olduğunu bildiğimden ve ormanın karanlık ve derin olmasından dolayı, içimde sürekli bir ayı korkusunu büyüterek yiyorum yemeğimi falan. Velhasıl, gece oldu ve artık yatma saati geldi. Yine müziğimi açtım, sakince uyumaya çalıştım. Bir süre uyuduktan sonra hayatımda daha önce hiç duymadığım bir sesle uyandım. Nefesim kesilmişti. Normalde nefes tutmayı beceremeyen bir adam olarak, hiç ses çıkarmamak adına nefes bile almıyordum. Sesi duyup gelmesin diye, müziği de kapattım. Sonradan öğrendiğime göre, bu yapılacak en yanlış hareketmiş ehehe. Ses olursa ayı gelmezmiş. Neyse. Yüksek sesli bağırışlar aralıklı olarak devam ediyor ve ben, olası bir ayı saldırısında buradan nasıl kaçabileceğimin saçma hesaplarını yapıyordum; ki öyle bir ihtimal zaten yok sdhfsdjh. Sesin, sürekli olarak hareket ettiğini duyabiliyordum çünkü hiç aynı yerden gelmiyordu ve hep belirli bir uzaklıktan geliyordu. Dönecek dolaşacak, bulacak beni tırsışları içinde kesik kesik uyuyarak sabah edebildim. O gece ömrümden birkaç yıl çalmış ya da katmış olabilir. Bu korkuya dayanan her şeye dayanır aq mantalitesiyle ulu manitu tarafından birkaç yılla daha ödüllendirilmiş olabilirim sjfdcs. Sabah kalktığımda altım hala kuruydu ve ayı yoktu. Hayatımın en hızlı toplanışını yapıp, tek lokma yemeden oradan KAÇTIM. sdkjfsjs

Bunlar hep kutsanmakla alakalı.

İtalya’ya girdiğim ilk gün, bastıran sağanak yağmur sebebiyle bir nehir kenarında kamp yapmıştım. Çılgın atarsın öyle ortamda. Muazzam bir yerdi. Sabah uyandığımda, 3 tane genç ellerinde havlularıyla nehir kenarına doğru yürürken beni gördüler. Ayak üstü sohbet arasında, aralarından bir tanesi beklememi söyleyip, geri gitmiş ve geriye elinde bir bidonla gelmişti. Suyu da azaldığı için çok mutlu olan ben, koşarak bisikletinden matarasını almış “ulen çok makbule geçti bee” minvalinde bir mutlulukla mataramı uzatırken, elinde bidonla şaşkınca bana bakan genç, “ama bu içmek için değil ki?” dedi. Bidonu çevirdiğinde üstünde jiyzis kırays, meryem ana falan olduğunu düşündüğüm figürler vardı. fakin ciysız. “Bu”, dedi kendinden emin tavırlarla, “kutsal bir sudur. içmek için değildir” dedi. Ne içindir aq. Okey dedim. Ne diyim. vat ken ay du samtaymz. Bizim Arapların zemzem suyu minvalinde bir şeydi yani. Bu suyu parmaklarıyla alnıma, burnuma falan sürdü. Bu sırada, pek inançlı biri olmayan ben, kendimi uyuşturucuyla bayıltılmış bir deney havyanı gibi adama teslim etmiştim fjsdkd. Sonra omzuma, falan serpti, bisikletime sürdü, çadırıma serpti. Kendinden emin bir tavırla, “bu seni koruyacak” dedi. Okey, dedim. Ne diyim? sdjfds

Sonraki gün İtalya’da evinde kaldığım bir çift (Abla Türk, eşi İtalyan) bana kendi yaptıkları nazar boncuğunu hediye ettiler. Bisikletimin üzerine astım ve bir şekilde hiç çıkartmadım, hala daha orada duruyor.

Günler geçtikten, yollarda sayısız insandan “iyi yolculuklar” temennisi aldıktan sonra Slovakya’da sevgili dostum Özkan ve Özlem’le buluşmuş, bir hostelde kalmıştık. Hostelin sahibi bisiklet gezgini olduğumu öğrenince bana bir hediye paketi verdi, bunun beni koruyacağını falan söyledi. Mekandan ayrıldıktan sonra paketten bir ciyzıs kırayst ikonası çıktı. jdsfjksd Olm ben inançlı bir adam değilim, neden üzerime geliyorsunuz? sjfsjds Hristiyan lobisi iyi çalışıyor.

Velhasıl, bi anda size burada misyonerlik yapıyormuşum gibi hissettim ama alakası yok tabi. Ben hala imansız kafirin tekiyim. Sadece bu pozitif enerjilerin insana şans getirdiğine inanıyorum. Başıma bir şey gelmeyişinin eminim sağıma soluma kutsal su serpiştirilmesiyle, nazar boncuğuyla ya da ikonayla ilgisi yok. Doğa vahşi, turlarda başınıza her şey gelebilir ve sizi yemeyi kafasına koymuş bir ayının alnınıza kutsal su serpiştirildiği için vazgeçeceğini ve “bu geceyi de aç geçirelim canım” diyeceğini hiç sanmıyorum. Yine de minik batıl inançlar bazen insanın kendini iyi hissetmesine sebep olabiliyor ve bunun bir şekilde döngüyü pozitife çevirdiğini düşünüyorum.

Neyse!

Başımdan bin tane aksiyon geçmesine ve birçok konuda tecrübeli olmama rağmen, muhtemelen korkmaya devam edeceğim. Tek başıma korkacağım/korkacağın/korkacağımız nice turlara efendim.

1 yorumcuk var
  1. Jesus Otman dedi ki:

    Yusuf abilerin selamı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir