DCIM100MEDIA

Prag’a Giriş: Kaç Tane Prag Var Lan?!

Sevgili okuyucu; Bu bölümde hiç fotoğraf yok, hiç öyle fotoğraf bacakağım diye heveslenme. Görsele koyduğum fotoğraf ise Slovenya’dan. Bu bölümde sürekli kamp yaptığım için şarj sorunlarım vardı. İdare et. Ama sana gülmeli bir yazı veriyorum. Pazartesin şen olsun. Öptüm bye.

Erkenden uyandım ama tam bir miskindim yine. Ormanın kasvetli havası beni esir almıştı. Ben “artık toparlanmam lazım” dedikçe, içimdeki miskin “lan olm siktiret, baksana ne güzel orman, otur şöyle, bacakları da uzat, bir de kahve yap, ha şöyle yaa” diyerek, yerimden kalkmamı engelliyor ve gevşekliğime gevşeklik katıyordu. Prag’a da çok mesafe kalmamıştı zaten. İçimdeki sese kulak verip, yine koyverdim. İki gündür sağlam yatış yapıyordum. Gerçi bir önceki gün tamir, bakım işleri yüzünden geç çıkmıştım ama olsun. Geç geçtir.

Saat 12’ye kadar takıldım hacılar. Devlet memuru gibi takılıyordum. Sabah gel, çay kahve, iki siyaset geyiği yap, rölantiden çalış ve öğle arasına gir. Benim rölantiden çalışma ritüelim de çadır toplamak. Bazen dünyanın en gevşek insanı olabiliyorum ve bundan hiç şikayetçi değilim sadjkf.

Kasvetli ormanıma veda ettim ve atımı mahmuzlayıp, istikametim olan Prag’a doğru seyirtmeye başladım. Warmshowers’dan ev ayarlamıştım. Çiçek gibiydim, mutluydum. Adresi aldım, navigasyona girdim ve hem navigasyondan hem tabelalardan bakaraktan gidiyordum. Garmin’de mesafe 70-80 kilometre civarı görünüyordu. Bu da yolda bana istediğim kadar gevşek olma hakkı tanıyordu. Bilirsiniz ki böyle fırsatlarda genelde bira içerim sdfs. Yol üzerindeki kasabadan geçerken, güzel bir pub görünce daldım içeri. Bisikleti kenara dayadım, bara girdim. Menüleri aldım, biralara baktım, aralarından “cerny” yazanlardan birini istemeye karar verdim. Slav ülkelerinde çoğu kelime aynı, bazılarıysa ufak mutasyonlar geçirmiş. Siyah, Balkan ülkelerinde Crna iken, Çek diyarlarında Cerny olarak düşmüş halk diline.

“Cerny” istemeye karar verdim ama menüye baktığımda, biralar “Piva” kategorisi altında toplanmıştı. Normalde tüm slav ve balkan ülkelerinde bira, pivo demek ama orada piva yazdılarsa bir bildikleri vardır, demek burada farklı düşmüş o pembiş dillere, diye düşünüp “çerni piva” dedim hanım ablaya. Hanım abla bana, o hiç yabancı olmadığım “NE DİYOR BU .MINA KODUĞUM” bakışıyla baktı. Bu bakışla o kadar çok karşılaştım ki artık garipsemiyordum. Ulan PİVA yazıyor işte, ben de ORADA NE YAZIYORSA ONU OKUYORUM, neyini anlamıyorsun? Bir terslik olduğunun farkındayım ama aynı zamanda inatçıyım. Eğer yanlış yazdıysanız, bu sizin sorununuz, ben ne görüyorsam onu söylerim inadıyla piva demeye de devam ediyorum. Bir dakika civarı bardaki iki kadın, ara sıra birbirlerine soru dolu gözlerle bakarak, benim Leyla’sına aşkını anlatmaya çalışan Mecnun gibi BİRA istediğimi anlatmaya çalışmamı seyrettiler. En sonunda yine avcı toplayıcı atalarımdan gelen o “hunga munga” hislerim, beni yine genlerimize işlenmiş olan işaretle anlaşma yoluna itti. Aldım elime fiyat listesini, gittim kadının yanına, parmağımı PİVA yazan kelimenin üzerine koydum, “bu ne .mına koyim?” dercesine PİVA dedim, PİVO, dediler. Lan olm, billur mu geçiyorsunuz? İngilizce mi bu, H yazıp EYÇ diye okunsun? Çekçe bu, ne görüyorsan öyle okursun, bu yaştan sonra bana Çekçe öğrettirmeyin ya! asklfassadjkl.

Neyse, verdiler biramı, dışarıdaki masalardan birine oturdum. Tam bir mağara adamı gibiydim. Barbar Conan yanımda halt etmişti. Çevredekilerin meraklı bakışlarını, tipimle uyumlu hale getirmek için, bıyıklarımı siyah biranın köpüğüne daldıra daldıra içtim. Bıyıklar zaten artık biraz zorlasam örülecek seviyede uzamıştı safkl (tamam lan abartıyorum). Birinci bira bitmek üzereydi ve içimde ikinci birayı söyleyip söylememe tartışmaları ateşli bir şekilde sürüyordu. Bir yanım “kanka söyle bir bira daha, zaten ucuz” derken, diğer yanım “moruk hemen söyle, bir tane daha içmeye zaman kalsın” diyordu asdfljksda. İçme boş ver diyen bir yanım yok yani. Bira varsa içilir.

Bu sırada, yaklaşık 20 bisikletten oluşan bir grup bara yanaştılar ve benim oturduğum masa dahil, birkaç masayı doldurdular. Şöyle göz kenarıyla bir süzüldükten sonra yanımda oturan kalktı, içeri gitti ve herkese bira getirdi ve beni de unutmamıştı. Vay babam, adamsın be! Olmayan İngilizcelerimizle ayak üstü sohbet ettik. Benim kamyonu gösterdiğimde baya şaşırdılar, grupça ağırlığına vs baktılar. Biraları içip gittiler. Peşlerinden de ben kalktım ve enerjiyi fullemiş bir Cem insanı olarak yardırarak devam ettim.

Garmin’de, girdiğin adrese ne kadar yol kaldığını gösteriyor, böyle çiçek bir özelliği var. Garmin hedefe yaklaşık 60 kilometre gösteriyordu ama karşıma çıkan Prag tabelasında “Prag 20 KM” yazdığını görünce bir şaşkınlık girdi. Vay namussuz Garmin, dedim, yine beni kazıklıyor piç, dedim, ulan ben sana ne ettim, nedir benden istediğin, dedim, biraz da küfür ettim tabi. Garmin’in beni yine dolandıracağını düşünerekten, onun tarif ettiği yolu değil, tabelayı takip etmeye başladım. Tabela, canım tabelam.

Çok fazla tabela çıkmıyordu ama çıkanlar da normal seyirde ilerliyor ve beni doğru olduğuna inandığım bir şekilde yönlendiriyordu. İnsan yol iz bilmeyince ve Garmin gibi “ay sen de sürprizlerle dolusun kız” denilebilecek türden bir aletle binlerce kilometre yapınca, böyle saçma hislere kapılabiliyor. Tabelanın gösterdiği yol doğruymuş sanıyorsun ama senden bir gün önce piçin teki o tabelanın yönünü değiştirmiş olabilir. Var yani böyle piçler. Şu anki konumuz bu değil tabi ama “yolun doğru olduğuna inanmak” da aşırı saçma yani. Tabi kendimi şu an niye bu kadar eleştirdim bilmiyorum. sadjklfsdj Neyse. Garmin ise, her onun tarif ettiği yoldan gitmediğimde, yeniden rota çiziyor ve beni ısrarla kendi yolundan götürmeye çalışıyordu. Dur! diyordu, gittiğin yollar yol değil, diyordu, seni buralarda harcarlar, diyor ve ekliyordu “55 kilometre kaldı”. Tabela ise tüm sevimliliği ile bana 15 kilometre kaldığını ve ayakkabısının topuğunu ezmiş ve sandalyeye yan oturmuş bir kahve önü dayısı gibi “buradan dümdüz git, 10, bilemedin 15 dakika sonra karşına çıkar” diyordu.

Ancak, bisikletçiler bilir ki, o kahve önü dayılarının dedikleri genelde tutmaz. Tabelanın da tutmadı aq. Yaklaşık 15 kilometre sonra karşıma çıkan bir diğer Prag tabelası, olabildiğince sevimsiz bir şekilde Prag’a 45 kilometre kaldığını söylüyordu. Bir billur geçilme durumuyla daha karşı karşıya kalmıştım. Tabelalar bile benimle dalga geçiyordu. Çaresizdi içimdeki çocuk. Utana sıkıla, yine kürkçü dükkanına dönmüş ve çaktırmadan Garmin’in tarif ettiği yolları tercih etmeye başlamıştım. İnsan bazen hayret ediyor.

Velhasıl, niyet ettim Prag’a varmaya, uydum hağzırolan Garmin’e diyerek devam ettim. Prag’a artık az kalmıştı ve Pribram’da olduğu gibi Praha 3, Praha 5, Praha 18 gibi, farklı farklı Prag tabelaları görmeye başlamıştım. 18 tane Prag mı olur arkadaş! sadfjkl. Belki daha da fazladır da hatırlamıyorum şimdi. Merak eden Hz. Google’a sorsun. Bizden biraz örnek alsınlar. Eğer bir semti bölmen gerekiyorsa en fazla dörde bölersin. Yukarı dersin, aşağı dersin (Ayrcancı); küçük dersin, büyük dersin (Esat). Bu kadar abartmanın anlamı yok yani.

Benim gideceğim adreste yazan Praha 13 böylece anlam bulmuştu, ben onüçüncü Prag’a gidecektim. Gerçi Garmin benim için en boktan yolları bulup, tarifini yapıyordu, içim rahattı. Boktan diyorum çünkü yine beni patikalara sürmüştü. Prag ve çevresinde tek bir yürüyüş parkı, dağ bisikleti için uygun parkur içeren yeşil alan var, onu da bulup soktu beni yavşak. Çoğu yeri elde çıkarmak zorunda kaldım ki biliyorsun okuyucu, bu bisiklet totalde 50-60 kilo arası. İttirirken, öttürüyor. Hava artık kararmaya çok yakın olduğu için Garmin’e burun kıvırıp başka yollar da deneyemiyorum. Neyse. İte kaka beni soktuğu vadiden çıktım, asfalt yola kavuştum. Garmin’e göre oldukça yaklaşmıştık. Soktuğu patika çok zorluydu ama oldukça sağlam bir kestirmeydi. Birkaç yüz metre daha gittikten sonra, bir apartman önünde hedefe ulaştığımızı belirten uyarıyı almıştım. Bisikleti demirlere yaslayıp, apartman kapısına çıktım. Evinde kalacağım hatun zilde isminin yazdığını söylemişti ancak ismi zilde görünmüyordu. Yan binalara baktım, arka binaya baktım, oraya buraya baktım, yine de bulamadım ve işin bir diğer sıkıntılı tarafı, kapı numarası doğruydu ama bölge tabelada Praha 5 olarak görünüyordu. Sokak adı doğru, kapı numarası doğru ama zilde isim yok ve Praha numaraları tutmuyor.

İşin bir diğer bok yanı, şarjım bitmek üzereydi ve internetim de yok. Google haritalardan Praha 13 olarak görünen yere doğru sürüp, orada birilerine sormaya karar verdim. Praha 13 meydanı olarak görünen yere geldim ama civarda orasının Praha 13 olduğunu belirten hiçbir şey yok. Çok acayip bir kafadaydım, “Bu adamlar nereye bakıyor” filmindeki Metin Akpınar ve Zeki Alasya gibi bakıyordum etrafa. Tabi Prag’dayız deyince kafanızda canlanan o Prag değil burası. İstanbul deyince gözünüzün önüne Eminönü, Kapalı Çarşı falan geliyor belki ama Sarıgazi’nin acayip bir mahallesi de İstanbul işte. Benimkisi de o hesap. Etrafım, her yerinden Komünizm zamanından kalma olduğu belli olan tek tip binalarla çevrili ve herkes yabancı, her şey yabancı. Her Türk gibi bir market bulayım da şu adresi sorayım dedim. Markete girdim, adresi gösterdim. Herkes birbirine bakıyor. Hayatlarında hiç Prag 13 diye bir şey duymamışlar sanki. Pizzacı buldum, onlarda da aynı trip. Oh may goşşş! Yine bana hüsran, bana yine hasret var.

Dilimde “Benim sadık yarim, pilsen biradır” türküsü, civarda bir bar bulma umuduyla sürmeye başladım. Bizdeki sanayi mahallesi gibi bir yerde Sparta Prag takımının fanlarının barını buldum. İçeri daldım ve ilk iş olarak telefonu şarja taktım. Bir tane de bol köpüklü söyledim. Beyaz köpüklü, sarı renkli. Telefon biraz şarj olduktan sonra wifi şifresini alıp, hanım ablamıza warmshowers sitesinden ve vermiş olduğu cep telefonuna vatzaptan mesaj attım. İkinci bira da bitmiş ancak cevap gelmemiş, hava da artık kararmaya başlamıştı. Son kez yine Garmin’in tarif ettiği adrese gidip, bir kez daha şansımı deneyecek, olmazsa Garmin’in beni soktuğu o vadide kamp yeri bulmaya çalışacaktım.

Tekrar apartman önüne geldim, tekrar zilleri kontrol ettim. Yine bulamadım. Çaresizce bisikletin yanına döndüm ve gitmek üzere hareket edeceğim anda yukarıdan biri seslendi. Üst balkonlardan birinden sakallı bir eleman “warmshowers?” dedi. “YES AQ!” dedim. sdakjlfas. Bir dakika sonra hatunun biri kapıdan çıktı, evin sahibi olan arkadaştı. Neredeyse, 20 yıldır anasını babasını görmemiş gurbetçi gibi sarılacaktım hatuna. “Kapıda adım yazıyor dedin ama yazmıyor” dedim, “nasıl olur, yazıyor” dedi zili göstererek.

Şöyle anlatayım, bildiğiniz apartman zili, isimler falan var, karşısında buton var. Hepsinde isimler yazıyor, bir tanesinde etiket var. Ne yazdığını anlamadığım için, bir firma adı ya da reklamı falan olduğunu düşünmüştüm. Vatandaşın biri bunlara kıllığına, hatunun adının yazdığı yere bu etiketi yapıştırmış. Etiketi söktük, altında hatunun ismi gerçekten yazıyor. sdfklsda. Yine garip bir şekilde AŞIRI BÜYÜK BİR SAÇMALIĞA denk gelmiştim. Yukarı çıkarken yan komşularının kıllığından bahsetti, muhtemelen onun yaptığını söyledi. Hasta ruhlu bir teyze yüzünden 3 SAATTİR DOLAŞIYORDUM. Kodumun güvercin teyzesi. Hala kızgınım bak.

“E peki, sen Prag 13 dedin ama kapınızda Prag 5 yazıyor?” dedim, “ya o neden öyle kimse bilmiyor” dedi. sjkldfas. Dünyada çok ilginç şeyler oluyordu.

Asansörle yukarı çıktık, daireden içeri girdik. Biri ENTARİLİ, esmer ve sakallı, biri BAKSIRLI olmak üzere iki adam karşıladı beni. Kafamda dönen soru, tahmin edebileceğiniz gibiydi: “NEREYE GELDİK .MINA KOYİM?!”

This Article Has 6 Comments
  1. Gabriel diyor ki:

    …Biri ENTARİLİ, esmer ve sakallı, biri BAKSIRLI olmak üzere iki adam karşıladı beni…

    Hassikome!!

    • Gabriel diyor ki:

      Son yazı 4 Haziran… En son karşılaşılan entarili ve baksırlı adamlar…
      Korkuyoruz reyiz. Haber et artık 🙂

  2. Otman diyor ki:

    Garmin sana neden böyle ters? Nedir aranızdaki husumetin nedeni? Aptal bir cihaz bile neden sana kazık atma derdinde? Tüm kabahat garmindemi? Aranız bizimle paylaşmadığınız geçen o kötü olay nedir? kafamda deli sorular… Cevapları paylaşmanızı rica ediyorum. Saygılarımla.

    • Cem diyor ki:

      Garmin’in yıllar önce kaybettiği sevgilisine benziyormuşum. O yüzden yarıda kalan sevgi ve cinsel dürtülerini üzerimde gidermeye çalışıyor. Malum bazen çok güzel manzaralı yollara sokuyor (bu kısım sevgi), bazen de patikalara sokuyor (bu kısımda niyeti nasıl bir pozisyon bilmiyorum).

  3. Keyif Bisikletçisi diyor ki:

    fotoğraflı veya fotoğrafsız.. her türlü gideri var 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir