sjcm0496-780x585

Lago di Garda ve Ayı.

Kaçak kampımı yaptım ve sabah, bahçe sahiplerine yakalanmadan toparlanabildim. Bu evre hep gergin oluyor. Hani sincaplar gibi. Yemeğini yerken sürekli kafayı kaldırıp ani bir hareketle etrafı keser ya, benimki de o hesap. Her harekette etrafı keserek toparlanıp, göl kıyısına doğru seyretmeye başlayabildim.

Garda gölü beklediğimden daha güzeldi. Kenarındaki kasabalar oldukça güzeldi. Her kasabaya gidip, her sahilde oyalanmaya başladım. Ördekleri yemledim, köpekleri sevdim. Bir önceki gün 152 kilometre yaptığım için niyetim sakin takılmaktı. Günü dinlenerek ve bloğa bir şeyler yazarak geçirme niyetindeydim. Bahçeler arasından gördüğüm patika bir yoldan sahile indim ve taşların üzerine yayıldım.

DCIM100MEDIA

Matımı serdim, karşımda muazzam bir göl, etrafta gezen mutlu insanlar. Güneş panelini de yaydım, telefonu şarj ettim. Milletin şaşkın bakışları arasında kendime makarna yaptım yedim sdfs. Herkes şaşkınlık ve imrenme arası bir ifadeyle bakıyordu. Göl kenarı tamamen sosyeteye hitap ediyor gibi olsa da, arada böyle manyaklar da çıkıyordu işte. Onlar da alışsınlar.

Akşam olmaya başladığında güneş paneli bir işe yaramadığından, şarj problemi tekrar doğmuştu. Madem geldik buralara, bir bara gidelim, hem eğlenelim, hem içelim hem de şarjı fulleyelim diye düşünüp kasaba içindeki barlar sokağına geçtim. İlk gördüğüm bara girdim, baya ufak bir yerdi. İnsanların oturması için ayrılan yer kadar bir sahneleri vardı. Üç genç akşamki program için sound check yapıyordu. Acayip kaliteli bir müzik olacağı belliydi.

Bara gittim, bira istedim. Elimi cebime attım, abla, nasıl olsa buradasın sonra da ödesen olur dedi, eyvallah dedim, biramı alıp oturdum yerime. İtalya’da çoğu yerde adettendir, oturmuş alkolünü almışsan yanına hemen salam, ekmek, cips falan geliyor. Abla hemen koydu önüme malzemeleri. Ben ufaktan demlenirken, o sırada içerideki sound check’i duyan minicik bir kız daldı içeri. Yaşı en fazla 3-4 falandır. Gitti elemanlara mosh \m/ yapıyor. Ulan yerim seni, elimde kalırsın. Sonra da kardeşi geldi, o da bir yaş daha küçük. Onda da Che tişörtü dsafousad. Ulan. İdealimdeki çocuk tipi. Bu modelden sıçmayan, ağlamayan falan varsa hemen sipariş etmek istiyorum asdoufas. Cipsimi onlarla paylaştım. Babaları hem metalkafa hem komünist olunca, çocuklara da işlemiş ucundan. Ya da empoze edilmiş. Artık siz hangi kalıbı kullanmak isterseniz.

DCIM100MEDIA

Bira bitince bir bira daha içeyim dedim, bara gittim. Niyetim bu biradan sonra kalkmaktı, o yüzden parasını da ödemek istedim. Ne kadar, dedim, 10 euro dedi. Ulan, ilk seferinde niye söylemiyorsun, ben bu parayla 10 bira içerdim sdfks. Avrupa çok zor arkadaşlar. İnsan ağız tadıyla alkolikliğini yaşayamıyor. Biramı alıp, tekrar masama oturdum. Bu sırada da grup programına başlamıştı ve gerçekten çok iyilerdi. Bu sırada bir de Alman aile geldi, oturacak yer olmadığı için benim masama davet ettim. Ufak da bir kızları vardı. Ben canlı müziği falan bırakıp gecenin geri kalanını ufak kızla cilveleşerek geçirdim. Şakalar, maskaralıklar falan. En son uykusu geldi sevdiceğimin, gittiler onlar da.

img_20160812_190935

DCIM100MEDIA

Oldukça eğlenmiştim. Bisikleti de barın önüne öylece bırakmış, bir daha da çıkıp bakmamıştım ne oldu diye. Bıraktığım gibi duruyordu. Yalnız fazlalık olarak birkaç izmarit ve sigara paketi koymuşlar üzerine. Olsun.

Gecenin bir yarısına bağladığım ve kalacak yerim de olmadığı için, sahile gidip, bisikleti kilitleyip, uyku tulumuna girdim ve sahildeki banklardan birine uzandım. Sanılanın aksine, oldukça rahat bir gece uykusu uyudum. Soruyorum, bankta uyuyan birine gidip bulaşır mısın? Akıllı olan adam bulaşmaz sduf.

Sabah toparlanıp kalktım. Niyetim yine her kasabaya uğrayıp, yavaş yavaş kuzeye gitmekti. Turdayız diye her gün eşşek gibi sürecek değiliz nihayetinde. Arada enjoylamak da gerekiyor. Garda gölü de bu açıdan benim en birinci yatış mekanım oldu. 10 kilometre gidip duruyordum. Göle giriyorum. Bulabilirsem ucuz bira içiyordum. Bisikletin hep ertelediğim bakımlarını ve ayarlarını yapıyordum. Tek sorun Almanlardı. Bu bölgede çok Alman var ve Almanlar için çıplaklık aşırı normal bir şey. Sabah kalkıp biraz sürdükten sonra, göl kıyısında güzel bir bank görünce oturayım dedim, aşağıda, geceden kasayla birayı gömmüş ve çimlerde uyuyup kalmış Alman gençler, birer birer kalkıp daltaşak göle giriyorlardı. Biraz ilerledim, Alman teyzeler güneşe doğru soyunmuşlar, bellerine kadar inen memelerini göstere göstere güneşleniyorlardı. Zor zanaat Almanlarla aynı coğrafyada bulunmak.

DCIM100MEDIA

Kasabalar oldukça turistik ve taş döşeli yollara sahip olduğu için, bisikletle oralarda dolaşmak gerçekten ciddi kabus. Hadi taşlar bir yere kadar zorluyor da, insan kalabalığı içinde koca bisikletle hareket etmek ciddi zor oluyor. İtalya, gezilip görülecek bir yer ama bisikletle olmasa daha iyi olur. Ya da paran olursa bisikleti otele bırak, kafana göre gez. Girdiğim kasabalardan biri olan Malcesine, oldukça güzel ve kalabalıktı. Sahilde, blues festivali kapsamında konser veren abiyi görünce, orada oturup iki birayı yuvarlamamak da olmazdı. Yediğim en güzel dondurmayı da burada yedim. Normalde tiramisu tatlısını pek sevmem ama dondurmasını görünce denemek istedim. Ciyzıs kırayst! Feci bir şeydi. Burada tadını aldıktan sonra her gittiğim yerde tiramisulu dondurma yaladım ama hiçbirisi onun kadar güzel değildi. Bence İtalya’ya gidenler bir de tiramisulu dondurma yalamayı ihmal etmesinler.

DCIM100MEDIA

DCIM100MEDIA

Gölün kuzeyine doğru ilerleyip, akşam için kamp yeri ararken, minik bir koy buldum. Orası da benim gibi fakirlerin toplama kampı gibiydi. Çadırını atan yayılmış oraya. Güzel bir manzarada, güzel bir kamp oldu. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte gölde ufak bir yüzme molası, ki bu molalar aslında biraz da duş anlamına geliyor sdufsd. Su tuzlu olmadığı için bir şekilde en azından teri atmak için işe yarıyor. Yoksa gölde yüzmeyi pek sevmem. Karadenizin dalgalarıyla boğuşarak yüzmeyi öğrendiğim için durgun sular bana pek gelmiyor açıkçası. Türkiye’de güneye falan gittiğimde de şöyle bir girer çıkarım. Şinorkel varsa o zaman suda kalışım biraz daha uzayabiliyor tabi. Neyse.

Kampı toparladım, koydaki incir ağacından bal gibi incirleri mideye yuvarladım ve tekrar yola koyuldum. Gölün bitmesine artık sadece 10-15 kilometre kaldığı için bugün artık dağlara çıkmanın zamanı da gelmişti. Denk geldiğim ilk kasabada bir kahve ve tost molası verdim. İtalya’da bir şeyi sipariş etmeden önce fiyatına bakmak ya da sormak gerekiyor ama burada da aceleci kişiliğim, tedbirli yanımdan önce davrandığı için hemen tostu ve kahveyi söyledim. El kadar tosta beş euro, kahveye de dört euro ödeyince yaşadığım dramayı bir yönetmen görse, harika bir film çıkarabilirdi. Bir ülke, bir insanın üzerine bu kadar gitmemeli. Mal varlığımın tamamını ülkede bırakmak üzereydim.

DCIM100MEDIA

Garda gölü, turistik olarak ne isterseniz size verebilecek kapasitede. Tırmanış mı istiyorsunuz, tırmanmaya uygun yerler var. Bisiklet mi? Tüm gölün çevresini gezebilirsiniz. Kite Board? Gölün kuzey kısmı iyi rüzgar aldığı için o bölge tamamen sörfçülere ayrılmış. Yüzmek derseniz, su tertemiz. Eh, çok takılmasak da gece hayatı da fena değildi. Sahilleri güvenli, istediğiniz gibi kamp yapabilirsiniz.

Biraz daha ilerleyip, pastane görünce bir de oraya daldım. Pastaneler her zaman ucuzdur, aklından çıkmasın. İtalya’nın pizzalarıyla tamamen tezat oluşturan kalın ve ucuz pizzalardan bolca alıp, beni dağlara doğru götürecek olan bisiklet yoluna saptım. Garda gölüne son bir bakış attım ve hafif eğimli bisiklet yolundan dağlara doğru sürmeye başladım.

DCIM100MEDIA

Bisiklet yolları o kadar muazzam yapılmış ki, yüzlerce kişi bisikletleriyle o eşsiz doğanın tadını çıkarıyordu. Önce nehiri takip ederek ilerledim, sonra derince bir kanyonun yanından sürmeye devam ettim. Sürekli yükseliyordum ve bu yükseliş boyunca bisiklet yolları hiç bitmemişti. İtalya’da sürerken en keyif aldığım bölümlerden biri burasıydı. Hemen yanımda derin bir kanyon, müthiş dağ manzaraları ve müthiş bir bisiklet yolu. Bir turcunun isteyebileceği her şey buradaydı.

DCIM100MEDIA

DCIM100MEDIA

DCIM100MEDIA

DCIM100MEDIA

DCIM100MEDIA

DCIM100MEDIA

Bisiklet yolu bitip, normal yola bağlandıktan hemen sonra, yol kenarında güzel bir çeşme, yalak ve piknik masası gördüm. Saat daha erkendi ama eşyaları yıkamak ve kamp yapmak için oldukça ideal bir yerdi. Hemen oraya inip, önce yalakta eşyaları yıkamaya başladım. Bir yandan da Slovenya’da evinde kaldığım Kamn’ın bana yaptığı salatadan yapmaya başladım. Salatanın içinde her şey var. Haşlanmış yumurta, pirinç, çeşitli sebzeler, mısır, ton balığı, domates vs. Aklına ne gelirse artık 🙂 Eşyaları kurumayı beklerken, salatanın ve marketten aldığım ucuz şarabın keyfini sürmeye başlamıştım. Salata çorba gibi görünse de, inanılma lezzetli.

img_20160814_151116

img_20160814_193044

Hava güzeldi ve banklar uyumak için oldukça ideal görünüyordu. Çadır kurmak yerine bankta uyumaya karar verdim. Bölge aynı zamanda trekking yolu içeriyordu. Arada bir geçen köylüler ve yürüyüşçülerin garip bakışları arasında hayatın tadını çıkarıyordum. Ama bu çok uzun sürmedi. Gelen köylülerden genç bir eleman yanaştı, üç kelimelik ingilizceyle “careful, big animal!” dedi, ellerini kaldırıp yüzüne korkunç görünen bir ifade takınarak. “Bear?” dedim, “Yes, yes!” dedi. Vay arkadaş. Demesen olmaz mıydı? Biz de biliyoruz buralarda ayı olabileceğini de dillendirmiyoruz.

img_20160814_193114

Tüm yiyecek içecek ne varsa çantalara tıkıştırdım ve benden uzak bir noktaya taşıdım. Çöpleri poşete doldurup, bir ağaca bağladım. Ayının gelme ihtimalini göz önüne alıp, masanın altına saklanabileceğimin planlarını yaptım; ki zaten kaçma gibi bir şansın yok. Tek yapabileceğin seni yememesini umut etmek dasufds. Saatte 60 kilometre hızla koşabiliyor bu hayvan. Ben bisikletle yokuş aşağı giderken yapamıyorum o hızı. Tüm yusuflarla beraber, ki saydım, en az sekiz tane vardı, uyku tulumunun içine girip uyumaya çalıştım.

Gece bir milyon kez uyanıp, karanlığın içinden yavaş yavaş gelen ayılar gördüm. Her uyandığımda ve her aslında ayı gelmediğini idrak ettiğimde, bu bana tekrar uyumak için yarım saate mal oluyordu. Bir milyon kere uyandığımı da göz önüne alırsanız, hala ayı tribinde olduğumu varsayabilirsiniz dsfsd En son gecenin 3’ünde uyandım ve uzun süre uyuyamadım. Her ses, her rüzgar, her ağaçtan düşen dal parçası ayı olmaya başlamıştı ve etrafımı saran dağların arkasından çakan şimşekler de olası bir yağmurun yaklaştığını gösteriyordu. Saat 4’e kadar idare ettim. Yağmaz lan, dedim. Bir yandan da acaba çadırı kursam mı, kararsızlığı içindeyim. Çadırı kurarsam ve ayı gelirse saklanma ve kaçma şansı yok, ki daha önce dedim, kaçma şansı zaten yok; çadırı kurmasam yağmur gelebilir ve ayı gelirse sdlkfs. Ayı.

img_20160814_193102

Yıllar önce sevgili dostum Özkan Tınmaz ile birlikte, Torosların kıyısında bir kamp yapmış, gece Torosların ardından hafif hafif çakan şimşeklere, havanın sıcaklığından da güç bularak, “yağmaz aq” diye dudak büktükten birkaç saat sonra, içinde uyuduğumuz çadırın göl kıvamına gelmesiyle uyanmış olduğumuz aklıma geldi. O kafayla tırsıp, gecenin dördünde çadır kurdum. Çadırın içine girip uzandığım anda yağmurun hafiften yağmasıyla yüzümde bir gülümseme oldu. 12 saniye falan sürmüştü ama bu artık yağmayacağı anlamına gelmiyordu.

Sabah uyandığımda ayı da, yağmur da yoktu.

This Article Has 4 Comments
  1. Selçuk Tanaydın diyor ki:

    El kadar Tosta 5 € kahveye de 4 € mu 🙂 Yunanistan da daha az vereceksin dostum. Üstelik duyacaksın da djdh 👹👿

  2. Osman abinin Ükela hali diyor ki:

    6 Yaşındaki kıza 3-4 yaşında diyen pisletçi. Hey sana diyom. Sayfa sahibi alo! o kız 6 yaşında.

  3. Okurken nasıl imrendik, nasıl keyiflendik… Yazılarını okurken yaşıyoruz ve bol bol gülüyoruz😊 Sağlık ve keyifle pedallaman dileğiyle. Antalya’dan selamlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir