DCIM100MEDIA

Yağmur, Metal ve Diğer Şeyler…

Garmin’in yoğun ısrarlarıyla Ljubljana’yı da gezdikten sonra Metal kampa yetişmek için Tolmin’e doğru pedallamaya başladım. Köyler, kasabalar ve şehirler geçiyordum ama bisiklet yolları bitmek bilmiyordu. Ve teyzeler de beni sollamaya devam ediyordu.

DCIM100MEDIA

Yol üzerinde Kamn’in özellikle görmemi söylediği Skofja Loka’ya uğrayıp, taş döşeli yollarda biraz dolaşıp, suyumu da yenileyip tekrar yola koyuldum. Yollar ve manzaralar müthişti.

DCIM100MEDIA

DCIM100MEDIA

Slovenya cidden güzel memleket. Pek güzel köyler vardı yol üzerinde ama yolun bundan sonrası biraz insafsızdı, biraz yokuştu, biraz “lan ne zaman bitecek bu yokuş”tu, biraz “olm bu eğim ne böyle”ydi. Yolun sonunda Podbrdo diye bir köyden geçecektim ve bu diyarlarda öğrendiğim en önemli kelime olan brdo’nun yokuş, tepe, yukarı gibi anlamlara geldiğini ve beni neyin beklediğini biliyordum.

DCIM100MEDIA

DCIM100MEDIA

Çok sürmedi acı gerçek. %16’lik eğim tabelası ile karşıladı beni yokuş. Öyle alıştıra alıştıra değil, toptan giydireyim de kendine gel, diyordu. Üzerine de yağmurun başlaması kaymaklı kadayıf olmuştu. Yeme de yanında yat.

DCIM100MEDIA

Bir imansız tarafından yapılmış bu yokuşa başladım, bir sağa bir sola döne döne zirveye vardım. Zordu ama keyifliydi de. Böyle yokuşlar çıkarken aklıma bir süre sonra çıkacağım Stelvio geçidini getirip rahatlatıyorum kendimi. Bu ne ki, diyorum. Sana girecek yokuş değil, koca bir dağ, diyorum. Sonra bi bakıyorum, tepedeyim. Tepeye ulaştığımda yağmur hafiflemiş, etrafımdaki dağları saran sisler müthiş manzaralar oluşturuyordu.

DCIM100MEDIA

DCIM100MEDIA

Sağ yamaçta koşan ceylanlar ise günün yüz gülümseten bonusu oldu. Uzak olduğu için pek iyi bir fotoğraf çekme şansım olmadı. Denedim ama. Siz de iyi bir çocuk olursanız, tepede koşturan ceylanları görebilirsiniz.

DCIM100MEDIA

Zirveye ulaştığımda rakım 1100 civarına ulaşmıştı. Sisle beraber gelen manzara o kadar güzeldi ki, orada manzarayı izlerken yaşlanabilirdim. Aslında mecazdan öte, yaşlanmaya da başlamıştım, çünkü yağmur yeniden başlamıştı. Tam çıkışa başlarken başlayan yağmur, inişte de beni yalnız bırakmıyordu. Bir yandan da aklım metal kampında, ortalık çamur olmuştur şimdi diye düşünüyorum.

DCIM100MEDIA

DCIM100MEDIA

Bu sefer yağmur, öyle böyle yağmadı. Yukarıda hortum tutan abi yine iş başındaydı. Göz gözü görmüyor, öyle acımasız, öyle su parası ödemediği için rahatça bahçe sulayan emekli öğretmen rahatlığında yağıyor. Çok yağdığı ve karnım da açıktığı için yolda gördüğüm bir restoranda durdum. Her şeyim çok ıslak olduğundan önce üzerimi değiştirmek için kuru eşyaları alıp tuvalete koştum. Tuvalet, restoranın dışında. Tuvalete girerken, kask ve şapkamı girişteki çiçeğin dibine bıraktım. İçeri girip, üzerimi değiştirdim ve koşarak restorana girdim. Biramı ve pizzamı söyledim, varmış gibi görünen ama olmayan interneti kullanmaya çalıştım. Bazen oluyor öyle, internet var gibi ama yok. Sinyal full ama bağlantı yok. “Denişik” yani.

Yağmur biraz hafifleyince, kaskı ve şapkayı tuvaletin girişinde unuttuğumu hatırladım. Gidip baktım, bıraktığım yerde değiller. Acaba içeri mi götürdüm, diye düşündüm, içeri baktım, yok. Tuvalete, çevreye, her yere baktım yok oğlu yok. Belki restoran sahipleri görüp kaldırmıştır diye düşünüp, tekrar restorana döndüm. Soruyorum, hiçbir fikirleri yok. Bisiklete bakıyorum, hiçbir eksik yok, kilidin anahtarı dışında…

Kilidin anahtarı yok. Geldiğimde o kadar yağmur vardı ki, kim çalacak bisikleti bu yağmurda diye düşünüp direkt içeri dalmıştım. Kask, şapka ve anahtar birinin şakasına kurban gitmişti. Her yeri aradık ama yok. Birisi bana güvenlik ile ilgili ders vermek istedi sanırım. Aldım dersimi orspu çocuğu.

Bu saçmalık bana kafadan bir saate patladı. Can sıkıntısı ise bonus. O sinir ve moral bozukluğu ile saldım kendimi yokuş aşağı. Yağmur ara ara yağıyor, arada duruyordu. O da şizofrene bağlamıştı.

DCIM100MEDIA

Tolmin’e ulaştığım, havadaki bira kokusundan ve belli belirsiz duyulan cayır cayır distörşından belli olmaya başlamıştı. Tolmin’e girdiğimde her taraf leş metalci doldu fjsja. Bira ve terlemiş taşak kokusu. Vazgeçilmez metal festivali kokusu. Yol kenarında gördüğüm metalci bir tipe festival girişini sordum, bira kokusundan kafam güzel oldu. Fjsja. Hava kararmaya yakındı ve izlemek istediğim gruplar çıkmıştı. Bir grup kalmıştı izlemek istediğim. Festival girişine ulaştım, fiyatlara baktım, günlük 50 Euro. Eğer zamanında gelmiş olsaydım gözü karartıp verirdim ama tek grup için bu parayı vermek istemedim. Boynu bükük bir şekilde oturdum kaldırımda. Hemen kenardaki süper markete girdim. Leş metalciler sıcak biraları kolilerle taşıyorlar, ucuz şarapları düzineyle alıyorlardı fjska. Ben de kendime bir Jager aldım ve yola devam etmeye karar verdim. Biraz ilerledikten sonra sol tarafta kamp alanı gibi bir yer gördüm. Oraya saptım. Restoran ve on çadırlık bir kamp görüp devam ettim. Bir beşyüz metre sonra beni, ıssız bucaksız bir tarla ve sahneden gelen gümbür gümbür Napalm Death şarkısı karşıladı. Bknz; Bisiklet üzerinde kafa sallamak. Sese doğru devam edip, en uygun yere çadırı kurdum. Napalm Death karşımda olmasa da, ses çadırın içindeydi.

Sabah uyandığımda, çadırın her yanını yine sümüklü böcekler kaplamıştı. Çayırlık bir alanda uyuyorsan, bu sorun kaçınılmaz oluyor. Sümüklü böcekler, çadırın kimyasalında ne buluyorsa, tırmanmayı çok seviyorlar. Aslında sadece çadıra da tırmanmıyorlar, dışarıda ne bulurlarsa tırmanıyor ve sıçıyorlar. Hayır, sümükten bahsetmiyorum. Bildiğin kaka. Balık besleyenler bilir, balıkların kakası gibi. Eğer çimenlik bir alanda kamp yaptıysam, sabahlarım sümük ve bok temizlemekle geçiyor. Fakin şit.

DCIM100MEDIA

Sabah erken kalkmıştım, zira en tırstığım şeylerden biri de, bahçe sahipleriyle ya da polisle falan muhatap olmak. Avrupanın tamamında kamp yerleri haricinde kamp yapmak yasak normalde. Tabi biz “şu çılgın Türkler” olarak böyle bir yasağı sallayacak değiliz. Normalden biraz daha temkinli olmak yetiyor. Şu ana kadar bir sorun yaşamadım en azından. Yine sorun yaşamamak için erkenden kalkıp, sümükleri ve bokları temizleyip çadırı toparladım. Artık hedef İtalya’ydı. İtalya’ya da pek bir mesafe kalmamıştı.

DCIM100MEDIA

Yola koyuldum. Yollar ve civardaki dağlar sisle kaplıydı. Yol müthiş görünüyordu, sis ortama muazzam bir hava katmıştı ama kafam hala kaybettiğim kask ve şapkadaydı. Normalde şapka takmayı sevmeyen bir adam olarak, ilk kez bir şapkayla yakınlık kurmuştum. Sevmiştim onu. Beraber kah gülmüş, kah eğlenmiş, kah nesli tükenen kaplumbağalar için çalışmalarda bulunmuştuk. Kaskı zaten pek kullanmıyordum ama onun da ben de anısı çoktu. İstanbul’un lanetli trafiğinde hayatımı koruyan tek şeydi. Üzerinde de tüm brutal hislerimi yansıtan, maşallah gibi bir GORE yazıyordu. Kendime de, onu ortadan kaybeden piçe de sövdüm. Kendime daha az sövdüm. Öbürüne söylediklerimi buraya yazarsam rtük bizi kapatır.

Yol kenarında park alanı görünce daldım, bir şeyler yiyip dinlenirim dedim. Mekan nehir kıyısında, çoluğu çocuğu kapan gelmiş, bir güzel gölleniyorlar. Hayat size güzel hain Bizanslılar, dedim, kıskançlığımı gizlemeden.

DCIM100MEDIA

İtalya sınırına giderken, içimde yine sınır geçme tedirginliği vardı. Yine soracaklar da soracaklar, dedim. Yok, sen buradan geçemezsin diyecekler, dedim. Ellerini bırakarak sürebiliyorsan geçebilirsin diyecekler, dedim. İtalyanca ona kadar sayabiliyor musun diye soracaklar, dedim. Çantaları aç bi bakalım diyecekler, dedim. Paran var mı lan fakir diye soracaklar, dedim. Gergince ulaştım sınıra. Sınırda beni Slovenya’dan çıkmadan hemen önce bir bar ve barı geçtikten hemen sonra bir tabela karşıladı. İTALYA. Onun dışında hiçbir şey yoktu. Bariyer yok, polis yok, pasaport soran yok, kimse yok. Yalarım böyle sınırı, dedim. Istırırım böyle sınırı, dedim. Hemen geri dönüp bara girdim ve iki bira gömdüm keyiften. Aşırı keyiflenmiştim ama hala şapkamı çalana sövüyordum tabi.

DCIM100MEDIA

Biraları gömdükten sonra, başlayan yağmurla birlikte İtalya sınırından, Propaganda filmindeki deli eleman gibi “aha kafamı da soktum, aha kıçımı da soktum, aha bacağımı soktum” rahatlığıyla geçtim. Yokuş aşağı koyverdim. Sınırı geçtikten sonra yağmur iyice şiddetini arttırınca bir otobüs durağında durdum. Yağmur o kadar çok yağıyordu ki, herhalde burada kalırım artık, dedim. O psikolojiyle Tolmin’den aldığım Jager’in geri kalanını yudumlamaya başladım ve benim on numara beş yıldız destekçim Yöneliş Bilgisayar’dan Murat abinin verdiği purolardan birini yaktım. Artık kendimi tam olarak Avrupada hissediyordum ve bunu kutlamak istedim. Enjoy bitch!

DCIM100MEDIA

Durmaz bu, dediğim yağmur, ben o otobüs durağında kalmayı kafada bitirmişken, daha puromdan iki nefes çekmişken bir anda dindi. Vammısına dedim. Saatin de erken olduğunu düşününce devam edeyim bari dedim. Toparlanıp tekrar yola devam ettim. Üç dakika sonra yağmur tekrar başladı. Vammısına dedim. Tekrar bir çatı eşiğinde durdum. Bar bulsam barda duracaktım. Enjoy bitch.

DCIM100MEDIA

Bulamadım. Çatı eşiğinde durduktan üç dakika sonra yağmur durdu. Tekrar yola çıktım. Yola çıktıktan beş dakika sonra yağmur yeniden başladı. Tahmin edersiniz ki, vammısına dedim. Yağmur benimle resmen billur geçiyordu. Tiki olan adamın karın boşluğuna doğru el uzatıp, ağzımızla “muçu” diyerek yaptığımız hareketten yapıyordu. Senden hoşlanıyorum diyip, başkasıyla çıkan sevgili gibi trollüyordu. Bu oyuna daha fazla gelmek istemedim. Yusanofabiç! Dedim gök yüzüne doğru ve yağmur altında, nehir kıyısına doğru giden bir patikaya saparak ağaçların dibinde bulduğum düzlüğe çadırımı kurdum. Elbette çadırı kurar kurmaz yağmur dindi.

Vammısına koyim dedim.

This Article Has 12 Comments
  1. Osmanın katı hali diyor ki:

    Yorum yok 🙂

  2. Osmanın katı hali diyor ki:

    Aslında yorum var. Tamam anlatıyorum. Kask in eldivenin ve anahtarını bende. Fesatligimin tavan yaptığı bir anda atladım bisikletim 3 günde peşinden oraya geldim. Senin tuvalete gitmen fırsat bilerek onları aldım.
    Tam lastikleri picaklayacakken sen geldin ve isim yarım kaldı. Gelince malzemelerini veririm.

  3. FreeWheel diyor ki:

    Çekiçli foto için sağol 🙂 çekicin de anısı çoktu; bi kısmı bende kaldı.

  4. veloforum diyor ki:

    Vammısına koyim…

  5. bnoktao diyor ki:

    Uzaktan gelen Napalm Death şarkılarıyla çadırın içinde dinlenmek epey keyifli olmalı. Özlemişiz be!

    • süpercem diyor ki:

      gecenin karanlığında sanki çadırın içinde çalıyor gibilerdi. peşinden de kreator ve bir grup daha vardı. kreator’la beraber uyudum. fazla lüks lan bu dsoufs

  6. Takipçi diyor ki:

    Sesli güldüğüm o kadar çok yer var ki 🙂 Kazasız belasız ‘çalıntısız(!)’ turlar abi 🙂

    • süpercem diyor ki:

      bir kişi bile sesli gülebiliyorsa, yazı gerçekten iyi olmuştur diye düşünüyorum. en sevdiğim şey insanların bir şeyleri okurken yüzünde tebessüm oluşması.

  7. Vonali diyor ki:

    Canım benim 😃 yazdıklarının hepsinden keyif alarak okuyorum. Ama bu “yağmur metal…'” çok hoşuma gitti zaman zaman güldüm. Anıların bir gün kitap olur umarım. Seni çok özledik. Her geçen günün bir öncekinden daha da güzel geçsin. Hayallerini gerçekleştirdiğin için seninle ayrıca gurur duyuyorum. Yağmursuz bahar tadında günlerin olsun…..

  8. Ecem S. diyor ki:

    “Enjoy bitch!” fsdfsdfs

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir