Yağmurla gelen darbeyle gitsin…

Efendim selamlar!

Not: Bilgisayar bozulduğu için bu yazıyı telefondan yazdım ve fotoğrafları düzenleyemediğim için fotoğraf ekleyemiyorum. Mümkün oldukça Instagram‘da paylaşmaya çalışıyorum lütfen Ricoh Theta 360° ile çektiğim fotoğraflara göz atın bi zahmet. 360° eklentisi yüklendiğinde de  360° fotoğraflar geliyor olacak. 

Kamp yaptığım yer ve manzara o kadar güzeldi ki, acaba bir gün daha kalsam mı diye düşündüm uzunca süre. Restoranın nehir kıyısına inen bir patikası da varmış, inip orada bir milyon yıl geçirmek gibi hain planlar kurdum ama sonra vazgeçtim. Daha aşılacak çok yol, görülecek çok yer, içilecek çok bira vardı. 🙂

Ben ufaktan çadırı toplarken dün akşam ilk karşılaştığım askerler kahvaltı için geldi. Demleme çay olduğunu öğrenince çöktüm masaya. Arkadaş, ne özleniyormuş çay. Mostar’da bi mekanda daha içmiştim ama onu beğenmemiştim. Burada içtiğim has demleme çaydı, kokusu bile bir başka. İki koca fincanı gömdüm.

Ben böyle rahat takılırken, hava da ufak ufak kapatmaya, yağmur, “ben geliyorum” demeye başlamıştı. Gitmek ve kalmak arasında süregelen savaşı gitmek kazanmıştı ama bu sürede yağmur da başlamıştı. Nasıl olsa yağmurluk var diye düşünüp, asıldım pedala. Yağmur, çıktığımı görünce iyice bir coştu. Yokuş aşağı saldığım için baya da mesafe almıştım, dolayısıyla geri de dönmezdim. Bi daha kim çıkacak o yolu? Suyum bitik olsun, yokuş aşağı yardırırken çeşme geçsem dönmem geri. Mümkün değil, önceden görmem lazım. Yokuş yukarı çıkarken geçersem dönerim ama. Zaten en fazla üç metre geçmiş olacağım için o bana koymaz. O kadar da üşengeç değiliz yani!

Yokuş aşağı, ıslak bir halde, muhteşem Neretva manzaraları eşliğinde Konjik’e kadar geldim. Burada bir benzincinin kafesinde durup üzerimi değiştirdim. Son zerreme kadar ıslaktım. Dışarıdan ıslak bir kedi gibi görünüyordum. Kafeye girdiğimde önüme bir kap süt koydular fjdjs. Kahvemi içerken internette takılıp, yağmurun yavaşlamasını bekleme niyetindeydim ama kafede internet yokmuş. Kusura bakmayın ağalar, alsa duramam internetsiz yerde. Baktım yağmurun da duracağı yok zaten, çıkarttım tekrar tüm kuru kıyafetleri, sadece yağmurluğu giydim ve tekrar yola çıktım ve hava beni beklermişcesine tekrar içinde ne varsa kusmaya başladı. Yağmurluk zaten dandikmiş, onu gördük ama bu kadar da yüklenilmez yani. Yağmurluk elek vazifesi görüyor. Yağmuru arıtıp, içeri alıyor. Tüm mikroplarından arınmış, harika doğal kaynak suyunu içeride biriktiriyor. Göbeğim de depo gibi, biriken suyu tutuyor.

Böyle bir halde, çok güzel yollardan ve yokuşlardan tırmanarak ilerledim. Yokuş çıkarken yağmur daha iyi oluyor. Güneşin beyninde gerçekten bazen isyan edip, Halil Sezai’ye bağlayabiliyor insan.

Dün akşam tanıştığım askerlerden Uğur abi, Konjik’ten sonra bir antika dükkanı olduğunu, orada İkinci Dünya Savaşı ile ilgili bazı şeyler bulabileceğimi söylemişti. “Ulan acaba geçtim mi” telaşı içinde devam ederken nihayet antikacıyı buldum. İçerisi bit pazarı gibi, ne ararsan var, yok yok ve fiyatları da bir antikacıya göre oldukça uygun sayılabilir. Türkiye’de bize saçma sapan rakamlar çakıyorlar, orası kesin.

İkinci dünya savaşı bölümünde Yugoslavya materyalleri ararken, daha çok Nazi malzemeleri görmek biraz üzdü beni. Bir Alman milliyetçisi oraya gitse “oh vundebah” diye diye takılabilir. Ben, fiyatı bana uygun olan bir Yugoslav yıldızı ve Yugoslavya pulu aldım. Elim boş dönmemiş olmanın keyfiyle kocaman ablaya selam verdim ve çıktım. Abla diyorum ama kadın bir oturuşta bi kuzu yer. Kilolu değil de baya iri. Street Fighter’daki Zangef gibi shshsj

Neyse. Biraz ilerde yine harika bir makarna yaptım ve yedim. Başka bir şey yapıyor musun diye sormayın. Makarnam da farklı türlerde oluyor tabi. Gün geliyor sade, gün geliyor içine tuz atılmış, gün geliyor pul biber eklenmiş.. Yani makarna dediysek hep aynı şeyi de yemiyoruz hdhdy

Sarayevo’ya zaten çok yol kalmamıştı. Kolayca ulaştım merkeze. Bir bara oturup biramı yudumlarken, kalacak yeri de yine en ucuzundan seçtim. Sarayevo’nun biraz dışında kalıyordu ama olsundu, ucuz etti, biraz çiğneme sorunu elbette olabilirdi.

Adamların haritada işaretlediği yere doğru gittim. Sırp bölgesine girdik, hayvan gibi çıktık, hayvan gibi indik, tekrar Bosna bölgesine girdik. Haritadaki yere doğru giderken askeri bölgeye denk geldim. Gayri ihtiyari kafamı çevirince nöbet tutan askerin kolunda Türk bayrağı görünce istemsiz bir şekilde o tarafa döndüm. Memleket dışında olunca insana bir farklı geliyor, özlüyor insan memleketini her ne kadar oradayken çoğunlukla mutsuz olsak da..

Askerlerle muhabbet ederken, dün tanıştığımız komutanlardan Murat abi geldi. Rastlantının böylesi! Tekrar karşılaşmış olmanın şokuyla ayak üstü sohbetten sonra beni üssün içine davet etti. Üs dediğim de EUFOR, bir sürü ülkenin askerlerinin olduğu kocaman bir yer. Ben tabi hemen anti militarist tavrımı ortaya koyuafjsgsj. Yok lan, hemen kabul ettim tabi. İçeri girdik, dün karşılaştığımız komutanlarla selamlaştık, diğer askerlerle tanıştık, muhabbet ettik. Havadan sudan, geziden turdan, bulunduğumuz ülkenin durumlarından falan uzunca sohbet ettik. Benim için farklı bir deneyim oldu, güzel rastlantı oldu. İnsan aynı dili konuşabildiği birilerini görünce seviniyor ya. Fotoğraf da çektik ama gece olunca baya kötü çıkmış. Üzüldüm gerçekten.

Uzunca muhabbet sonrası artık geç olunca vedalaştık ve ben yüzümde gülümseme ile ayrılıp hostele yerleştim. Hosteldeki dayıyla bisiklet konusunda ilk başlarda anlaşamadık. Dışarıda dursun diyor. Lan olm o benim hayatım, nasıl bırakayım onu dışarı. Öyle böyle gece içeri almaya ikna ettim, sabah dışarı kilitledim.

Ertesi gün acımasız bir yağmur başladı ve işin kötü kısmı hava sıcaklığı da baya düştü. Yağmur tek sorun olsa basar giderim ama soğuk olunca keyif vermiyor. Zevk için tura çıkıyoruz olm. Bir gün daha kalmaya karar verdim. Hava hiç durmadan yağdığı için çıkıp Saraybosna’yı da gezemedim. Akşam olduğunda hostel sahibi dayıya gittim, ben ödemeyi yapayım, yarın sabah erkenden kaçarım dedim, okey, dedi. Kartı uzattım, No kart diyor. Lan dürrük, Booking’de kart var yazmışsın? Kem küm bozuldu falan. Buradan tüm okuyanlara sesleniyorum, Balkanlar’da asla kartınıza güvenmeyin! Çoğu yer kart kabul etmiyor, var yazsa da güvenmeyin.

Nitekim kart var diye para çekmeden gelmiştim. Param var ama ucu ucuna yetecek. Tüm nakitimi de oraya vermek istemiyorum. Banka nerede diye sordum, beş yüz metre ilerde dedi. Giydim benim elek yağmurluğu, başladım yürümeye. Beş yüz oldu, bin oldu. Ben sucuk gibi ıslandım tabi bu arada. Bi de bu zamana kadar yazdığım o sürücüler bisikletlere karşı çok dikkatli falan olayının, yayalara karşı hiç de iyi olmadığını gördüm. Gelen ıslattı, giden yıkadı. Bir arabalara sövüyorum, bir dayıya. Millete de soruyorum, banka falan yok ortada. Kimse bilmiyor. Söve söve döndüm geri, baştan aşağı ıslak.

Son çare olarak tanıştığım komutanlardan Uğur abiye mesaj yazdım ve durumu anlattım. Saat olmuş gecenin 10’u falan. Beni birliğe çağırdılar, içerde bankamatik varmış, oradan çekersin dediler. Üzerimden büyük bir yük daha kalkmıştı.

Hemen birliğe gittim, Murat abi beni kapıdan aldı, önce bankamatik işini hallederken telefondan “Türkiye’de bir şeyler oluyor” diye mesaj geldi Murat abiye. Köprü kapatılmış falan. Lan! Darbe diyenler var, tatbikat diyenler var. Parayı çekip kafe bölümüne geçtik. Herkes bu durumu konuşuyor. Bende garip bir şok hali içindeyim. Askeriye içindeyim. Darbe haberlerini hepimiz Twitter’dan falan öğreniyoruz.

Mevcut hükümetten mutlu olduğumu söyleyemem ama asla bir darbe yapılmasını da kabul edemem. Bir de yurt dışındayken böyle bir şey yaşamak daha bir travmatik oluyor. Sevdiklerin orada. Beğenmesen de orası senin ülken, kürkçü dükkanın.. Hepimiz değişik bir ruh haline girdik doğal olarak.

Ben izin isteyip ve yardımları için teşekkür edip kalktım, hostele geçtim. Tüm kanallarda canlı yayında darbe haberleri var. Kabus gibi.

Darbe girişimi yapılması zaten başlı başına çok kötü bir şey. Başarılı olsa kötü. Mevcut hükümetten memnuniyetsiz olmam dolayısıyla başarısız olması da kötü. Bu sefer de diktatörlüğe giden yol açılacak. Nereden baksan boktan. Memlekette olsam da yapacağım bir şey yok ama burada olunca daha kötü. En azından insan sevdiğinin yanında olur, birbirine destek olur.

Sabahı zor ettim. Kafam taşak gibi uyandım ve en azından belki kafam dağılır diye tekrar yola çıkmaya karar verdim. Hava hala soğuktu. Garmin’e rotayı girdim, ödemeyi yaptım ve düştüm yola.

Ben yoldayım ama kafa bambaşka yerlerde. Derin nefesler ala ala garmin’e uyup ilerledim. O da sağolsun, berbat olan her şeyi daha da berbat etmek istercesine beni kol gibi taşlarla döşeli saçma sapan bir yola soktu. Yolun çoğunu iterek çıkarttım çünkü binmek mümkün değil. Etrafta “dikkat mayın olabilir” tabelaları, ayı fotoğrafları falan… Yürüme için çok ideal bir parkur ama bak. Orada yürümek güzel olurdu ama bisiklet için aynı şeyi söylemek zor. Bir de sürekli rampa çıkıyorum. Bisiklet zaten elli kilo civarı, yerler ıslak, taşlar sivri. Düşme riskini geçtim, lastikleri de yarabilirim. Düzenlediği yerde binerek, bazı yerde iterek toprak yolu bitirdim.

Toprak yolun bitiminde yedi tane falan yavru köpek sardı etrafımı. Yiyecek bir şey de yok yanımda. Gerçi o kadar açlar ki, bacaklarıma atlıyorlar. Makarna yapıp vereyim diye düşündüm, mümkün değil, durmuyorlar. Kimisi çantaya çıkıyor, kimisi bacağıma tırmanmaya çalışıyor. Zombi saldırısına uğrayan masum köylü gibi kaldım aralarında ve mecburen devam etmek zorunda kaldım. Ben pes ettim ama onlar etmedi. Peşimden atladılar yola. Bu sefer de araba çarpacak korkusu yüzünden gidemedim. Baktım olacak gibi değil, bastım yokuş aşağı ama yine takip ettiler. İleride anıt gibi bir yer görünce durdum, iki dakika sonra yine üzerime çıkıyorlardı. Bi ev buldum, yemek verin şunlara falan anlatmaya çalıştım ama kimse sallamadı. Köpekler de anlamsızca orada ev varken yine peşime takıldılar. Bu sefer durmamak üzere devam etmek zorunda kaldım. Üzüldüm ama elden gelecek bir şey yok maalesef.

İnişle beraber havanın soğukluğu iyice etkisini gösterdi ve baya üşüdüm. Karşıma çıkan ilk yerleşimde durdum, bir kahve içtim, internetten otel baktım ve gidip uyudum. Kafamın dalgınlığı, soğuk, yağmur, boktan yollar devam etme isteğimi yok etti. Günü 22 km ile tamamlayıp turun rekorunu kırdım 🙂

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir